Akışa Karşı Yüzebilmek

Updated: Apr 19



“Benim ihtiyacım yok ama bir arkadaşımın ihtiyacı var!”

Cem Yılmaz’ın yaptığı gösterilerde bu cümleyi Viagra hakkında anlattığı hikayeyi dinlerken duyarız. Benim hayatımda ise bu cümle bazı yöneticilerin “Destek alma konusunda" kullandığı bir motto adeta.


Böyle yöneticiler ile konuşurken, ister yönetim alanında olsun, isterse şirket ile ilgili başka bir konu, hiç fark etmez, bizim şirkette bunlara çok ihtiyaç var; "Ama benim değil ortaklarımın!" "Ama benim değil takımımın!" gibi cümleler kullanılıyor.


İlk başlarda bu cümleleri çok yadırgayıp, karşı tarafa onun da bilgi, yöntem, teknik ya da farklı konularda desteğe ihtiyacı olduğunu anlatmaya çalışıyordum. Sonra fark ettim ki bu bir savunma mekanizmasıymış.


Şöyle ki; bu söylemin arkasında, belki söyleyen kişinin farkında bile olmadığı, “Ben yetersiz olamam!” diyen güçlü bir iç ses ile “Şirketinin daha iyi olmasını isteyen bir yönetici” arasında yaşanan gizli bir diyalog ve çatışma var aslında.


Bir taraftan tüm iyi niyeti ile desteği içeriye sokabilmek adına ortaklarına, takımına hizmeti aldırmaya çalışan bir insan ile diğer taraftan “Bir şirket kurmuşum ya da yönetici olmuşum ve bu noktada bilmediğim şeyler nasıl olur? Artık yerden çok yüksekteyiz!” diyen, biraz da belki içinden tedirgin olan, yönetim kimliğinin savaşı.


Biliyor musunuz firmalara mentorluk yapan bir arkadaşım bana bu işe ilk başladığımda, destek almaya bu şekilde yaklaşan insanlar için, şöyle demişti;


“Her şeyi bilen bir insana, hiçbir şeyi öğretemezsin!”

Aslında haklıydı. Ama ben artık şu sorunun cevabını da arıyorum;

“Her şeyi bildiğini sanan bir insana” ya da “her şeyi bilmemenin ayıp olmadığını, hatta çok normal olduğunu bilmeyen bir insana” bu durumunu nasıl fark ettirebilirim? Çünkü bu yanılgıya ya da ikileme düşen yönetici sayısı önemsenecek kadar fazla.


Günün sonunda şirketinin gerçekten daha iyi olmasını isteyen ve daha iyi olabileceğine inanan, ama “Beni buraya getiren bilgi, bundan sonrasında gitmek istediğim yere gitmeme yetmiyor, bu yüzden desteğe ihtiyacım var.” diyen yöneticilerin sayısı da oldukça fazla. Ve benim amacım bu sayıyı daha da arttırmak. Bunun için de biraz çekinerek de olsa bu yazıyı yazmayı kendime bir görev bildim.


Çünkü ülkemizin kalkınabilmesi, güçlü bir ekonomi olması, gençlerin mezun olur olmaz kendilerini yurt dışına atmanın bir yolunu bulmaya çalışmaması için her alanda yapılması gereken değişikliklere, iyileştirmelere ihtiyaç olduğu gibi şirketlere de düşen görevler var. Başarılı, vizyoner, gelişime açık ve gelişen, rekabetçi firmaların sayısının artması da bu görevlerden biri. Bunun için de firmaların liderlerine ve yöneticilerine çok iş düşüyor. Bu saydığım özellikler bir kişinin kendi bilgisi ile sağlanabilecek ya da ulaşılabilecek nitelikler değil. İçeriden ya da dışarıdan mutlaka desteklenmeli.


Nasıl ki çok başarılı firmaların başında harika liderler ve yöneticiler varsa ve bu başarıların ilk adımları bu insanlar tarafından atılıyorsa, aynı şekilde başarısız, atalet içinde olan firmaların başında da bu şirketleri o hale getiren ya da o halde bırakan lider ve yöneticiler var. Şirketin başarı veya başarısızlığını kendi kimliği ile bağdaştıran, başarısız olduğunu ele güne açık etmemek adına ısrarla gelişimin, değişimin kapılarını kapatan o kadar çok yönetici var ki.


Gün gibi aşikar olan durumu, kişisel bir olay gibi alıgılayıp, bilmediğini, yetemediğini çaktırmamak adına ya da belki kendi bile bunun farkında değil, şirketini başarıdan mahrum eden liderlerin, yöneticilerin varlığından bahsediyorum. Bu tarz şirketler atalet içinde. Çalışanlar temelde mutsuz, insanlar günlük işlerini iyi kötü yapıp evlerine dağılıyor. Üzülerek söylüyorum; Balık baştan kokar! Değişim için en baştaki insanların şapkayı önlerine koyup düşünmesi ve adım atması gerekiyor. Suyun debisine göre bazen hızla, bazen durağan bir yaprak gibi, bir öyle bir böyle gidip duruyor “akışa teslim olmuş” şirketler.


Oysa ki dümenin başına gerçekten geçip, artısını eksisini objektif bir gözle görüp, suyun akışını tek belirleyici yapmadan, gemilerini istediği yöne doğru ilerletebilenler kazanıyor oyunu.


Şimdi adını hatırlayamadığım ünlü bir düşünür demiş ki;


“Kaynağa ulaşmak istiyorsan, suyun akışının tersine yüzersin, suyun akışı ile sürüklenenler sadece çöplerdir!”

Akışa karşı yüzmek için gerçek bir güce ve donanıma ihtiyaç var. Kim istemez ki kaynağa yani zor olana ulaşmayı, ama istemek yetmiyor işte. İstemek ile yapabilmek arasında çok ciddi bir boşluk var. Bu boşluk ancak, mevcut durumu iyi analiz etmek, artılar ve eksileri netleştirmek, irade kullanmak, gerektiğinde “Bilmiyorum, yetemiyorum!”, diyerek, ulaşmak istenen amaç için yardım istemek ile kapanabilir. Fark etmek, bilmediğini sormak, öğrenmek, bunlar erdemdir ve güzel şeylerdir…


Dünyanın en başarılı firmaları, yıllara meydan okuyan şirketlerin yöneticileri, en bilinen yenilikçi girişimciler sürekli eğitim, mentorluk, koçluk, danışmanlık gibi hizmetler alırken ve “Ben biliyorum, ihtiyacım yok. Ama bir arkadaşımın ihtiyacı var!” demezken, belki firmasında istediği başarıyı henüz elde edememiş ya da yıllara yenik düşüp geriye gitmeye başlamış şirketlerin yöneticilerinin de kendisine “Acaba ortaklarım ve takımımla birlikte, benim de dışarıdan bir desteğe ihtiyacım olabilir mi?” diye sorması, şirketleri için faydalı olabilir.

Çünkü bu tarz çalışmalar en baştaki kişilerin desteği, sahiplenmesi olmadan asla bir işe yaramaz. Ne dersiniz? Bir şeyleri değiştirmenin, cesur bir adım atmanın vakti gelmiş olabilir mi?


Bu arada bu makaleyi “Kesin okumalı, bu konularda okumaya ihtiyacı var!” dediğiniz bir arkadaşınızla da paylaşabilirsiniz ;))

Şeffaf_idea_coaching_logo.png

ideacoaching

İdea Koçluk Eğitim Danışmanlık AŞ

Maidan Ankara, Mustafa Kemal Mahallesi,

2118. Cadde, A Blok, No:37   
Çankaya / Ankara

0-(312)-286 56 46

  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon
  • Black Instagram Icon