Hayatta En Çok İstediğiniz Yeteneğe Sahip Olmanın, Bir Yöntemi Olduğunu Biliyor Muydunuz?

Updated: Apr 19



İstediğiniz tüm yeteneklere sahip olabileceğinizi bilseydiniz hangi yeteneğe sahip olmak isterdiniz? Ya da şöyle sorayım; Dünya da istediğiniz herkes olabileceğinizi bilseniz kim olmak istersiniz?


Bazen bu soruyu sorduğumda “Ben halimden memnunum. Aman halime şükrediyorum. Hiç kimse olmak istemem.” gibi cevaplar veriliyor. Elbette sahip olduklarımıza şükretmek, olduğumuz kişi olmaktan mutlu olmak güzel bir şey. Ama burada bundan bahsetmiyorum.

Benim bu soruyu sorma amacım, hepimizin içinde olan o ateşi yakmak. Yani tutku duyduğumuz şeyi bulmamızı biraz da olsa kolaylaştırmak.


Mesela Mozart mı olmak isterdiniz? Yani çok iyi bir müzik yeteneğine sahip olmak mı? Ya da Paul Auster gibi harika kitaplar yazabilmek mi? Çok yetenekli bir basket oyuncusu olmak ya da çok başarılı bir fizikçi olmak mı? sizi mutlu ederdi. Belki de matematik konusunda yetenekli olmak ya da çok iyi dans etmek isterdiniz. Daha yüzlerce binlerce şey sayılabilir.


Hadi bir düşünün. Hangi yeteneği isterdiniz? Ya da yetenekleri! Bu soruyu kendime ya da bir başkasına sorduğumda, insan bir an donup kalıyor. Sonsuz olasılıklar evreninde, hangi yöne gideceğini bilemeyen bir nokta gibi ilk başta hareketsiz öylece duruyorsunuz seçeneklerin ortasında. Sonra düşünmeye başlayınca önce istemediklerini saymaya başlıyor birçok kişi. Şu olmazdım, bunu istemezdim falan gibi şeyler söylemeye başlanıyor.


Eeee? Peki ne isterdin? diye yine soruyorum odaklanmak adına.


İş ciddiye bindi ya, işte burası çok zor. Çünkü “istediğin her şey olabilmek” gibi bir seçeneğimiz belki de bugüne kadar hiç olmadığı için, sorunun cevabını ilk kez o zaman ciddi ciddi düşünmeye başlıyor insan.


Bazen “Yaa, olur mu öyle şey?” diye kaçak dövüşüyor beynimiz. “Yetenek doğuştan gelir, çocukken geliştirmek gerek bazı şeyleri” falan gibi cümleler sıralanıyor arka arkaya zihnimizin içinde.


Hep bir bahane, hep bir korku. Hani derler ya “Korku, dağları beklermiş.” diye. İşte öyle güçlü bir şey korku. İstediğimiz şeyin olabilme ihtimalinin sorumluluğu ve belki de bu sorumluluğun altına hiç girmemiş olmamızı fark etmenin korkusu bekliyor potansiyelimizin dağlarını.


Bu korkuyu biraz aştırmak, biraz da düşünmeye yardımcı olmak için, şimdi sizinle paylaşacağım şeyi anlatıyorum, karşımda merakla dinleyen kişiye.


“Mutlak Perde” yi duydunuz mu hiç? Mutlak perde, Mozart gibi dünyanın yetenekli çok az insanına nasip olan bir özellik. Bu özellik ile doğan kişiler, tüm notaları bemolünden minörüne kadar ayırt edebilen, yağmurun sesinden, gök gürültüsüne kadar, telefon sesinden, hapşırma sesine kadar tüm seslerin notalarını birer birer bilebilen insanlar. Yani müziklerin efendisi desek yeridir. Ve yalnızca on binde bir ihtimal ile bu yeteneğe sahip doğuyorsunuz.


Daha doğrusu bu yıllarca bize anlatılan bir şehir efsanesiydi. Ta ki Anders Ericsson’un, Zirve isimli araştırma kitabında paylaştığı bir bilgiyi okuyuncaya kadar. Bu kitapta yazanlara göre Mutlak Perde yeteneği öğrenilebiliyor. Farklı yaşlarda bir grup çocuk seçiliyor ve bu çocuklara düzenli ve yüksek nitelikli müzik eğitimi veriliyor. Ve bir ila bir buçuk yılın sonunda tüm çocuklar mutlak perde yeteneğine sahip oluyor. Ünlü besteci Mozart’ın babasının da bir müzik tutkunu, hatta saplantı derecesinde bir müzik tutkunu, olduğunu düşündüğümüzde ve bu nedenle Mozart’ın çocukken aldığı çok yoğun müzik eğitimlerine baktığımızda diyor Ericsson, bu yeteneğin ünlü bestecide gelişmesine çok da şaşırmamalıyız.


Kitabın bu bölümünü okuduğumda şöyle düşündüm; Elbette bu eğitimi alan her çocuk Mozart olmadı. Ama mevcut müzik insanları arasında çok ön saflarda yer alma ihtimalleri çok kuvvetlendi. Eğer ki ilerleyen zamanlarda, bu çocuklar müzik ile ilgili bir kariyer yapmak isterlerse, yüksek başarılar elde edip, fark yaratacaklarını söylemek yanlış olmaz.


Özetle düzenli ve nitelikli bir eğitimin, özellikle on sekiz yaşına kadar, insanı hayallerine yaklaştırma, fark yaratma ve tutku duyduğu alanda ilerletme konusunda çok ciddi bir rolü olduğunu söylemek mümkün.


Oysa genelde ne yapılıyor? Doğuştan bazı yeteneklerin, bazı özel insanlarda olduğuna inanıp, bu masalı da herkes bir birine anlatıp, günün sonunda hayallerinden bir çok insan vaz geçiyor. “Söz büyüdür” derler ya. İşte bizler birbirimize, kuşaklardır kara bir büyü yapıyoruz.


Kitapta, bu bölümü okuduğumda büyü adeta ortadan kalktı. Neyin mümkün olduğunu görmeye başladım. Ve şimdi herkesle bu bilgiyi paylaşıyorum. Bu yazıyı yazma sebebim de insanlığı hayallerinden koparan bu büyünün daha geniş kitlelerin üzerinden kalkmasına yardımcı olmak, en azından yazıyı okuyanların, kendi hayalinin peşinden gidebilmesi için bir farkındalık yaratmak.


Dünyadaki insanlardan kaçı gerçekten tutku duyduğu bir konuda, çok küçük yaştan beri kaliteli bir eğitimi düzenli olarak alıp, bu alanda kendini ilerletmiştir ki? Bence bu rakam çok az. Aslında ne acı ki hiç denemediğimiz, neredeyse hiç çaba göstermediğimiz bir şeyden vaz geçiyoruz. Sırf şöyle bir söz yüzünden; Benim yeteneğim yok!


Ya da sadece bir iki denemeden sonra “Olmuyor, yapamıyorum.” diyoruz.


Başarılı insanların hepsi kendilerini çok çalışmakla, azimle ifade ediyor. Hiçbirinin ağzından “Ben yetenekliyim, napıyım! Böyle doğmuşum.” ya da “Çocukluğumdan beri bu yetenek bende var. Hiç üzerine çalışmadım ama işte böyle gelişti kendiliğinden.” diyeni duydunuz mu?


Hepsi çok çalıştıklarını ve çalışmaya devam ettiklerini her fırsatta söylüyor. Ama biz bunu duymak istemiyoruz. Hayatımızın kontrolünün bizde olduğunu, hayallerimiz için taşın altına elimizi koymamız gerektiğini, çok çalışmamız gerektiğini duymak yerine, böyle mistik doğuştan gelen bir şeylere inanmak neden daha cazip geliyor acaba hiç düşündünüz mü? Konfor alanımızı bozmaktan mı korkuyoruz acaba?


Neyse güzel haber beynimiz gelişmeye ve uyum sağlamaya her yaşta devam ediyor. Yani eğer kendinizi ilerletmek istediğiniz, keşke şu yeteneğim olsaydı dediğiniz alan belliyse, hiç durmadan kendinize iyi ve düzenli bir eğitim planı oluşturun.


Artık çok mu geç?


Hayır değil. Evet belki Mozart olamaya bilirsiniz, ama belki de olabilirsiniz! Kim bilir? Henüz gerçek anlamda hiç denemediniz ki.


En azından emin olun, tüm yazılanlara çizilenlere rağmen, ne yazık ki insanlar konfor alanından çıkmakla ilgili bir gönülsüzlük içinde olduğu için, bunu yapacak olan yani tutku duyduğu konuda gerçek anlamda çalışıp çaba sarf edecek çok az insan olduğu için, en azından siz kendi konunuzda fark yaratanlar içinde olacaksanız. Ve bence buna değer.


Tüm bu okuduklarınızdan sonra hala “Yok ya olmaz artık bu saatten sonra.” diyorsanız, belki de gerçekten özel bir yeteneği yeterince istemiyorsunuzdur.


Yoksa insan neden deliler gibi istediği ve gerçekten adandığında ulaşabileceğini bildiği bir şeyi denemekten vazgeçsin ki? Sevgi ile kalın…


Bu arada henüz okumayanlar için Anders Ericsson ve Robert Pool’un birlikte yazdıkları Zirve kitabını tavsiye ediyorum. Ve hangi yeteneğine odaklanmak istediğini bulmak isteyenler için belki şu makale işlerine yarayabilir; Hayatın Bir Anlamı Omalı

129 views
Şeffaf_idea_coaching_logo.png

ideacoaching

İdea Koçluk Eğitim Danışmanlık AŞ

Maidan Ankara, Mustafa Kemal Mahallesi,

2118. Cadde, A Blok, No:37   
Çankaya / Ankara

0-(312)-286 56 46

  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon
  • Black Instagram Icon