İşe Koşarak Gitmek Mümkün Mü?

Updated: Apr 19



Koşmak; bazen daraldığım zaman yaptığım, bazen sadece fit olmak için, bazense sadece alışkanlık oluşsun, vaz geçmemeyi öğreneyim diye yaptığım bir eylem.


Biz çok uzun yıllardır eşimle birlikte koşmayı hayatımızın bir parçası haline getirdik. Koşmayı seviyoruz. Daha doğrusu konuşarak, koşmayı sevdirdik birbirimize. Ben yorulduğumda o anlattı faydalarını, o yorulduğunda ben sordum “Neye ihtiyacın var devam etmek için?” diye. Konuşa konuşa bir değere çevirdik koşuyu.


Peki neden koşuyoruz? Neden sevdik koşmayı?


Koşunun birçok faydası var. Sağlıklı bir kas yapısı, güçlenmiş kemikler, fazla yağların yakımı gibi fiziksel katkılarının yanında, koşmak zihnen de insana birçok fayda sağlıyor. Öncelikle koşu bir tür meditasyon, zihniniz tüm stresten uzaklaşıp tamamen koşuya ve bedeninize odaklanıyor. Sonra koşarken kendi duygularınızı yönetmeyi, vaz geçmemeyi, kararlılığı, zorluklara rağmen (uzun soluklu koştuğunuzda ayağınız, bacağınız ağrımaya ve içinizden bir ses “yoruldum, bıraksam mı?” demeye başlıyor) devam etmeyi ve daha nice değeri içinizde sürekli güçlendiriyorsunuz. Bunlar ilk başta aklıma gelenler.


Düzenli olarak koşan insanlarla konuşsanız aklınıza gelmeyecek daha onlarca “neden” sayarlar koşmak için. Yani koşmanın düzenli koşanlar için ciddi bir değeri var. Ya da koşmak bizim gibiler için artık başlı başına bir “değer” demek daha doğru.


Koşarken mutlaka performansınızı ölçer ve takip edersiniz. Daha iyi koşabilmek için; hızınızı, koştuğunuz mesafeyi, kalbinizin hızını, temponuzu, sizin gibi aynı parkuru ya da mesafeyi koşan kişilerin performansını düzenli olarak öğrenirsiniz. Koşu sonunda bunları değerlendirir bir önceki performans göstergeleriniz ile kıyaslarsınız. Koşan diğer arkadaşlarınızla konuşup, onlardan koşu ayakkabıları, koşu kıyafetleri, beslenme, sıvı alımı, koşu teknikleri ile ilgili ve koşu dünyasına ait daha sayamadığım birçok bilgiyi alıp, daha iyi koşmak için kendinizi geliştirirsiniz.


Ama günün sonunda düzenli koşan kime sorarsanız sorun “Koşmayı seviyorum” der size. Koşmak adeta bir alışkanlık haline gelmiştir düzenli koşanlar için. Vücudunuz koşmak ister. Yani canınız koşmayı çeker. Koşmadığınız zamanlarda kendinizi kötü hissedersiniz. Koşudan uzun süre ayrı kalamazsınız. Hayat ritüellerinizden biri oluvermiştir artık.


Şimdi durup dururken bunu niye anlattım diye düşünebilirsiniz. Çünkü yazdığım yazı bir iş dünyası yazısı. Ve başlığı da “İşe Koşarak Gitmek Mümkün Mü?” Bu başlıkta elbette koşmak kelimesini mecazi anlamda kullandım. Bilmiyorum belki içinizden gerçekten spor anlamında da koşarak işine gidenler olabilir. Bazı arkadaşlarım bisiklet ile gidiyor çünkü.


Neyse konuyu şöyle bağlayacağım. Ne zaman bir firma ile konuşsam söz dönüp dolaşıp çalışan verimliliğine, insanların yeterince işleri sahiplenmediğine, motivasyonun düşük olduğuna geliyor. Ve bu noktada da karşımda oturan yönetici “Biz de bu durumu çözmek için performans sistemi kurduk” diyor.


Performans sistemi kurmak işleri sahiplenmeyi, işi sevmeyi, aidiyeti arttırır mı sizce?


Şimdi size bir şey soracağım? Henüz neden koşması gerektiğini bilmeyen, koşmayı daha yeterince sevmeyen, yani zorunluluktan koşan, hatta deneyimlerinden sora belki koşmak zorunda kalmasa bir daha koşunun “k” sını bile ağzına almayacak bir insanın sadece hızını, temposunu, mesafesini ölçerek, başka insanların onun performansı için söylediği geri bildirimi dinleterek koşmasını sağlayabilir misiniz?


Hele bir de şirketlerde ki gibi takım olarak koşmaya ve bir yere varmaya çalışıyor ise bu insan, işi çok daha zor. O zaman takım olarak, birlikte aynı hedefe doğru koşmanın felsefesini, yöntemlerini ve en önemlisi de değerini anlamaları gerekiyor. Nerede zorlandıklarını dinlemek, birlikte koşma becerisine sahip olmaları için neler yapmaları gerektiğine dair düzenli konuşmalar, sohbetler yaparak cevaplar bulmak gerekiyor.


Ancak bu şekilde şirketlerde insanların hem bireysel, hem de takım olarak “koşabilmeleri” yani iş yapabilmeleri mümkün olur. Ancak o zaman verimlilikten, motivasyondan, işleri sahiplenmeden bahsedebiliriz. Ancak bu noktada yüksek performans ve verimlilikten söz edebiliriz.


Performans değerleri bir işi daha iyi yapmak için tuttuğunuz düzenli kayıtlardır. Bir problem oluştuğun da hızlıca görüp önlem almanızı sağlayan, daha başarılı, daha verimli olmamızı sağlayan bir bilgi bütünüdür. Sonuçta aynen koşuda olduğu gibi bir kişinin de, bir takımında; nereye koştuğunu, ne kadar koştuğunu, hızını, temposunu ve bunun gibi işi ile ve işin bütünü ile ilgili bu göstergeleri bilmesi ve bu bilgilere göre düzenli olarak gelişmesi gerekir. Ama performans sistemi tek başına bir motivasyon ya da şirketi sahiplendirmenin aracı değildir.


Şirketlerde de performans ölçümü birlikte koşmaktan zevk alan kişilerin ve takımların performansını arttırmak, daha iyi olmalarını sağlamak ve rekor üzerine rekor kırmaları için ölçülmelidir. Bir yaptırım aracı ya da bir ceza mekanizması olarak kullanıldığı noktada, şirketi sevmeyi bırakın işten soğumanın, bölümler arası, kişiler arası gruplaşmanın ve günün sonunda verimsizliğin kaynaklarından biri haline bile gelebilir.


Tüm bu yazdıklarımın sonucunda gelmek istediğim nokta, verimlilik, çalışan bağlılığı, işlerin sahiplenilmesi ve performans sistemi gibi parametrelerin yanına eklenmesi gereken ama ne yazık ki eksik kalan çok büyük bir boşluk var. Bu boşluğun adı “Koşmayı Sevdirmek.”


Bugün parasal problem yaşamayacağını bilse birçok insan yaptığı işi bırakır. Oysa ki işe girerken insanlar büyük bir umut ve motivasyonla kurumlarının kapısından ilk adımı atıyor. Yani “Koşmak” istiyorlar. Ama yukarıda saydığım nedenlerden dolayı zamanla tüm istek, verimlilik, motivasyon yitip gidiyor.


Sizinle birlikte koşmasını istediğiniz insanlar neden koştuklarını konuşamadan, koşmayı henüz yeterince sevmeden, koşuyu bir değere çevirmeden, birden bire ilk buldukları ayakkabıyı giyip sizinle birlikte uzun soluklu bir maratona başlıyor. Dışarıdan bakıldığında böyle bir şeyin adı koşu değil “sürüklenme” olurdu ancak. Ve aslında şirketlerin büyük bir bölümü de bu sürüklenmenin performansını ölçüyor.


Peki bu durumu düzeltmek için ne yapmak gerekiyor? Bunun için benim önereceğim yöntem düzenli ve sistemli olarak bir araya gelmek. Dinlemek, konuşmak, anlatmak, sorulara cevaplar vermek, soru sormak. Yani iletişimi şirketin içinde düzenli ve sistemli hale getirmek.


“Biz zaten toplanıyoruz” diyenleri duyuyorum. Bundan bahsetmiyorum. O sıkıcı, düzensiz, sistemsiz, genelde tek bir kişinin konuştuğu, her şeyin açıklıkla ifade edilmediği, insanların gerçekten duyulduklarını hissetmedikleri, soruların sorulmadığı, cevapların verilmediği o toplantıların ötesinde bir şeyi anlatmaya çalışıyorum.


“Gerçekten bir takım gibi olmak için” yapılan konuşmalardan, sohbetlerden, diyaloglardan bahsediyorum. Samimiyetten, şefkatten, anlayıştan, empatiden bahsediyorum. Eğer bunlar size çok romantik geldiyse zaten bu yazı size göre değil. Ama devam edip okuyanlardansanız sizler de biliyorsunuz ki başarılı şirketlerin sırrı tamamen bu. Yani bazen bireysel olarak, ama daha çok takım halinde insanları bir araya toplamak ve

“birlikte koşmaktan” keyif almalarını sağlayacak iletişimi şirketin içinde kültür haline getirmekten bahsediyorum.


Çok sevdiğim bir söz var;


“Your title makes you a manager. Your people make you a leader.”

Orjinalini paylaşmak istedim çünkü sözün İngilizcesinde anlam tam ifade edilmek istendiği gibi anlaşılıyor. “Makamınız sizi yönetici yapar. Halkınız, etrafınızdaki insanlar ise sizi lider yapar.” Gibi çevirebiliriz. Yani günün sonunda şirketinizde ki insanlar, takımınız, birlikte uzun soluklu bir maraton koştuğunuz o her bir kişi ve onların oluşturduğu bütünlüğe yatırım yapmanız gerekiyor.


Bir çoğumuzun da farkında olduğu gibi şirketlerin içinde insanlar henüz yaptıkları işle, şirketleriyle, takımlarıyla barışık değil. Yani “Neden koşuyorsun?” sorusunun cevabı genelde “maaş”. Bu yüzden yandaki şirket biraz daha iyi bir teklifle gelince, en iyi koşucularınız soluğu koşarak oranın kapısında alıyor.


Çalışanların, şirketinizin, yaptığı işlerin değerini ve değerli olduğunu anlaması için onlara yardım etmeli ve sorularına cevaplar bulmalısınız. Tüm bunlar için sistemli olarak birbirinizi dinlemelisiniz, konuşmalısınız, sorular sorup, cevaplar oluşturmalısınız. Tıpkı gerçek bir takım gibi!


Günün sonunda eğer çalışan motivasyonunu, çalışan verimini arttırmak istiyorsanız yani birlikte takım olarak aynı hedefe daha yüksek performans ile koşmak istiyorsanız, öncelikle takımınıza, sizinle birlikte koşmaları için, maaşın ötesinde bir “neden” vermelisiniz. İşlerini, şirketlerini, takımlarını onlar için bir değere çevirmelisiniz. Bu da ancak konuşarak, düzgün iletişim kurarak, dinleyerek olur.


Özetle sizinle birlikte uzun soluklu bir maratonu koşmasını istediğiniz insanlara, önce koşmayı sevdirmelisiniz. Böylece her sabah sizinle koşmak için "mecazi anlamda da olsa" koşarak işe gelebilirler...

Şeffaf_idea_coaching_logo.png

ideacoaching

İdea Koçluk Eğitim Danışmanlık AŞ

Maidan Ankara, Mustafa Kemal Mahallesi,

2118. Cadde, A Blok, No:37   
Çankaya / Ankara

0-(312)-286 56 46

  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon
  • Black Instagram Icon