İşten Mi? İlişkilerden Mi?

Updated: Apr 19




“Açlıktan ölmeme garantisini, can sıkıntısından ölerek satın almak zorunda olduğumuz bu dünya batsın.” demiş gazeteci, yazar Elizabeth Wurthzel


Bu cümle, etrafımda konuştuğum birçok insanın işleri ile ilgili aklından geçen düşünceleri çok çarpıcı ve güçlü bir şekilde ifade etmiş.


Diğer taraftan “Makinalar her şeyi yapınca biz ne yapacağız?” endişesinin de yine aynı akıllarda korku yaratması ne büyük ikilem, değil mi?


Kendi işini kuranlarda bile aynı problem var. “Böyle olacağını bilseydim hiç kurmazdım bu işi” demeyen girişimci yok neredeyse.


İş dediğimiz ve hayatımızı bu kadar kaplayan bir şey bu kadar keyifsiz olmak, bu kadar keyifsizleşmek zorunda mı?


İşi keyifsizleştiren şey yapılan işin içeriği mi yoksa çalışılan ortam, insanların birbirine karşı davranışları mı?


Bana işin içeriğinden daha çok diğer saydığım şeyler gibi geliyor. Yani ortam ve insanların birbirine davranışları.


Geçmiş yıllarda hep IQ’nun önemine vurgu yapıldı, tüm eğitim ve öğretim sistemi IQ odaklı oldu. Hatta benim zamanımda mühendislik yazmayanlara, yani Matematik Fizik okumayanlara (MF’ciler) düşük zekalı gözü ile bakılırdı. Türkçe Matematik kötünün iyisi idi. Hele ki Sosyal bilimler ve Dil falan ise vay halinize.


Oysa ki bugün heryer de bağıra bağıra Duygusal Zekadan, Sosyal Zekadan bahsediliyor.

Daha yeni yeni öğreniyoruz IQ’nun Duygusal Zekanın ve Sosyal Zekanın muadili olmadığını.


Zamanında Duygusal Zekaya, Sosyal Zekaya yatırım yapılmadığı için, hatta neredeyse bu zeka türleri hor görüldüğü için bugün birbiriyle iletişim kuramayan, birbirini aşağılayan, yalan söyleyen, birbirinden bilgi saklayan, kıskanan, bağıran, hatta bazen küfreden bir ilişki şekli gelişti insanlar arasında, sarmaşık gibi iş yerlerinde.


Yani yapılan iş sıkıcı değil, birlikte çalışmak sıkıcı olan.


Daha egosunu yönetemeyen ama şirketi yönetmeye talip olan bir kişi ile çalışmak sıkıcı olan. Katılacağı toplantıya zamanında gelmeyip, insanları işe geç kalmakla suçlayan bir insanla çalışmak sıkıcı olan. Hiç kitap okumayıp, takımına “kendinizi geliştirmiyorsunuz” diye nutuk çeken biriyle çalışmak sıkıcı olan. Takım arkadaşının kuyusunu kazıp öne geçmeye çalışan biriyle çalışmak sıkıcı olan. Bu liste uzar da uzar yazmaya kalkılırsa.


Nasıl düzelecek derseniz bence cevap kişisel gelişimle. Ben düzenli olarak kişisel gelişim, psikoloji, sosyoloji, felsefe kitapları okuyorum. Eğitimlere katılıyorum. Elimden geldiğince kendimi geliştirmeye, hatalarımı bulup düzeltmeye çalışıyorum. Belki bunlar klişe gelebilir. Ama değil. En azından deniyorum, fark ediyorum, çaba sarf ediyorum.


Kişiliği, karakteri gelişmemiş insanlarla birlikte iş yaparak, o işten keyif almak mümkün mü?

Neyse ki kişisel gelişim dalga geçilen, aşağılanan bir kavram olmaktan yavaş yavaş kurtuluyor. Umarım en yakın zamanda da hak ettiği değeri görecek.


Bir ürün müdürü bana “Ben insanların kişisel gelişimi ile ilgilenmiyorum, burası mühendislik firması” demişti.


Kendisine ve böyle düşünen herkese hayatta başarılar diliyorum.


Yöneticilerimiz, takımlarımızdaki insanlar kişisel olarak gelişmemiş olduğu sürece daha çoook; “Açlıktan ölmeme garantisini, can sıkıntısından ölerek satın almak zorunda kalırız.”

Şeffaf_idea_coaching_logo.png

ideacoaching

İdea Koçluk Eğitim Danışmanlık AŞ

Maidan Ankara, Mustafa Kemal Mahallesi,

2118. Cadde, A Blok, No:37   
Çankaya / Ankara

0-(312)-286 56 46

  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon
  • Black Instagram Icon