RUNFLUX Dünyanın İstediğiniz Yerinde Birileri İle Koşmanızı Sağlayan Uygulamanın Hikayesi

Updated: Apr 19


Çocukluğumdan beri koşmayı hep çok sevdim. İlkokulda teneffüs aralarında yapılan yarışlarla başlayan koşu maceram, babaannemlerin bağ evine giden araba yolunda, tüm kuzenlerimin yan yana dizilip, yüz metre koşucularının ciddiyeti ile yaptığımız “eve ilk varan kazansın” koşularıyla devam etti.


Üniversite yıllarımda Ankara da çok fazla spor merkezi yoktu, hatta belki de yeni yeni bir yerler açılmaya başlamıştı. Mezun olduğumda, sanırım Ankara’nın ilk büyük spor merkezlerinden biri olan, SporMed açıldı ve ben de iş çıkışlarında gençliğin verdiği o enerji ile doğru oraya gidip spor yapmaya başladım. Koşu bantları ile ilk karşılaşmam da işte o zaman oldu. Sene 2001.


Koşu bandı kullananların ya da kullanmaya çalışanların diyeyim, genelde yaşadığı bir sıkıntı vardır? O sıkıntının adı da az önce söylediğim gibi “Sıkıntı”dır. Koşu bandına büyük bir motivasyonla çıkarsınız ve sonra anında sıkılırsınız. Bunun nedeni dört duvar arasında koşuyor olmanızdır. Yani manzaranız değişmez, koşarsınız ama bir yere gidemezsiniz. Koşu bandının üstünde koşmaya çalıştıkça, sıkıntılar basar da basar insana. O an bir çözüm ararsınız. Biraz eğlenmek biraz da odak dağıtmak için film izlersiniz, müzik dinlersiniz, hatta boynunuzun tutulmasına razı olup bir taftan koşmaya çalışırken diğer taraftan da kitap okumaya çalıştığınız anlar bile olur. Ama bunların hiç birisi gerçek çözüm değildir. Bir şeyler hep kısa ve eksik kalır.


Koşu bandına çıkar çıkmaz zihninizin içinde bir ses “off çok sıkıcı, daha iki dakika olmuş, böyle geçmez bu süre” gibi cümlelerle konuşmaya başlar ve bir süre sonra “neyse yarın koşarım” diyerek makinanın kapatma düğmesine basarsınız.


Birçok evde koşu bantları bir hevesle alınıp daha sonra ütü odalarında, sağına soluna gömlekler asılmış şekilde ölüme terkedilir.


İşler yoğunlaşıp, boş zamanlar azalınca benimde koşma tutkum, spor merkezlerinden yavaş yavaş “eve koşu bandı alalım böylece istediğim zaman koşarım” fikrine doğru kaydı. Elbette biz de bir çok kişi gibi büyük bir heveslerle aldık koşu bandımızı. Hatta o kadar büyük bir hevesle aldık ki “en profesyonelinden olsun, nasıl olsa ciddi ciddi koşucaz” falan diyerek spor salonlarına layık büyüklükte ve fiyatta bir makinayı dört kişi ile yerine zar zor sığdırdık. Hemen karşısına bir televizyon koyduk ki koşarken sıkılmayalım film falan izleyelim diye!


Sonra ben hemen ilk boş zamanımda spor kıyafetlerimi giyip, bandın hayırlısıyla açılışını yapmaya karar verdim. Koşu bandının üzerine çıkıp çalışma düğmesine basmamla, sıkılmaya başlamam arasında sadece iki üç dakika falan geçti. Tabi büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Beynimin içinde sanki “Sıkıcı! Sıkıcı!” diye tezahürat eden bir taraftar kitlesi bağırıyordu.


“Yok ya ben koşucam bu bantta” dedim. Çünkü spor yapmak için başka çarem yoktu, işlerim ve hayatım çok yoğunlaşmıştı. Televizyonun kanallarında hızla dolaşıp koşuma eşlik edeceğine inandığım güzel bir film seçtim. Ama yok olmuyordu işte. O zaman müzik dinleyeyim bari dedim, o da olmadı. En son kitap okuyayım diyerek içerideki kütüphaneden bir kitap getirdim. Mümkün değil koşamıyorum.


Sonra düşünmeye başladım. Bu bir problemdi. Yoğun bir çalışma hayatı spor merkezlerine düzenli gitmeyi mümkün kılmıyordu. İnsan bazen evden çıkmak istemiyor ya da spor salonuna gideceğiniz saatler uygun olmuyordu. Hava koşullarına, havanın karanlık olmasına bağlı olarak dışarıda koşma eylemini de gerçekleştiremiyordunuz.


Peki ne olacaktı?


Evde koşmanın bir yolunu bulmalıydım.


Bu arada Tuna yani eşim her fırsat bulduğunda dışarıda koşan bir insan. Dağ bayır, dere tepe demeden bazen tek, bazen arkadaşları ile neredeyse her gün koşuyordu. Bir gün ona “Sen koşarken sıkılmıyor musun?” diye sordum. “Hayır” dedi. “Nasıl becerebiliyorsun bunu?” dedim. “Koşuya odaklanıyorum.” diye cevap verdi.


Bense koşu bandında koşarken, koşu dışında her şeye odaklanıyordum. Çünkü vücudumun koşma hareketi ile etrafımda ki dünyanın durağanlığı uyumsuzdu. Bu da odağımı bozuyordu. Yani bir taraftan koşuyorsunuz ama karşınızda ki ekranda beden hareketleri koşu ile alakasız bir grup dizi ya da film oyuncusunu izliyorsunuz. Ya da koşuyorsunuz ama etrafınız duvarlarla örülü ve hiçbir ilerleme hissiniz yok. Müzik dinleyeyim deseniz, melodiler görselliğin durağanlığını kıramıyor bir türlü. Yani bu tezatlık sanki beynim ve koşunun bütünleşmesini engelliyordu.


Düşündüm düşündüm… “Ben koşmaya nasıl odaklanabilirim?” diye sürekli kendime sordum. Önce ayaklarımın sesini dinlemeye karar verdim. Eh biraz işe yaradı ilk başta. “Tap tap, tap tap” diye ayak tabanlarımın bandın kayan zeminin de çıkardığı ses önce beni koşuya odaklar gibi oldu ama yetmedi. Sonra dansçıların ayna kullanması aklıma geldi. Belki kendi koşan görüntüm ilerleme hissi verir diye düşündüm bir ayna koydum karşıma. Ama orada da kendimle göz göze gelince, başka iç diyaloglar falan konuşmaya başladı kafamın içinde, kaldırdım aynayı karşımdan.


Bir gün dedim ki Tuna’ya; “Keşke sizin koştuğunuz yerlerde bende koşabilseydim.” Ama ne zamanım, ne de dağları bayırları aşacak bir outdoor koşu tecrübem vardı. Sonra kendi kendime “Bunu nasıl yapılabilirim diye sordum?”


Yani dışarıda koşma deneyimini ben nasıl yaşayabilirdim?


Bir kamera ile Tuna kendi önünde koşan kişiyi geniş açı ile filme çekse, bende sanki onlarla koşuyor gibi kamera kayıtlarını telefon ya da Ipad’imden izleyerek koşsam ne güzel olur diye düşündüm.Bu fikir aklıma geldiğinde sabahın altısıydı. İşe gitmeden koşmak için sabahları erken kalkıyordum. Tam bir “Evreka” anıydı.


Önce Youtube da böyle bir video var mı diye baktım. Bir outdoor koşucusunun tanıtım filminde üç dakikalık istediğime yakın bir video buldum. Ipad’i alıp koşu bandının üzerine çıktım. Ve “play” tuşuna basıp koşmaya başladım. Koşucu önde ben arkada Sonoma Gölünün, Kaliforniya da bulunan bir göl ve etrafında koşular düzenleniyor, etrafını koştuk bir süre. Sanki zaman su gibi akıp gitti. İnanılmazdı. Tamamen zihnim koşmaya odaklanmıştı. Ne kadar koştuğumu fark etmemiştim bile.


Yıllar önce bir bilim kurgu filmi izlerken, uzay gemisinin kadın yöneticilerinden biri “Ben biraz spor yapıcam.” diyerek bir koşu kabinine girmişti. Kabinde bulunan koşu bandını çalıştırdığında, etrafında hologram bir orman çıkmıştı. Ve kadın kuş sesleri eşliğinde, ağaçların arasında koşmaya başlamıştı. O sahne beni çok etkilemişti. Ve ne güzel bugünün teknolojisi giderek bu imkanı bizlere sağlayabilir hale geliyordu.


Arşimet’in suyun kaldırma gücünü bulması gibi, bende koşu bandının sıkıcılığını ortadan nasıl kaldıracağımı bulmuştum sanki!! Yani kapalı bir mekanda koşarken, dışarıda koşmanın hissini yaşamak mümkündü. Koşu bandının durağanlığı ile dış dünyanın değişkenliği arasındaki zıtlığı kırmayı bu sayede başarmıştım. Koşup, mecazi anlamda tabi, Tuna’yı uyandırdım. Benim garip saatlerde uyanıp kitap okumama, koşmama ya da bir şeylerle meşgul olmama alışkın olan Tuna uykunun verdiği sersemlikle “Noldu?” diye sordu. “Buldum buldum!” dedim.


Tabi ben yılların problemini çözmüş olmanın verdiği heyecandan, sabahın körü olduğunun bile farkında değilim. Tuna “tamam uyanınca konuşuruz” diyerek yeniden uyku alemine daldı. Ben de yaklaşık iki saat boyunca, yani Tuna uyanana kadar internette bu konuda neler yapılmış diye incelemeye başladım.


İncelemelerim sırasında yeniden gördüm ki koşu bandında koşan birçok insan bu problemi yaşıyor ve farklı çözümler üretilmiş. Drone ile çekim yapanlar, spor salonlarından koşu bandı yayınları gösterenler, arazi animasyonları oluşturanlar falan filan bir sürü değişik sıkıntı giderici yapılmış.


Ama tüm dünyayı, yani gerçek fiziksel dünyayı, birileriyle koşabileceğiniz hiçbir çözüm üretilmemiş ya da ben göremedim. Yani bir düşünsenize koşu bandına çıkıp “hadi birileriyle yarım saat Patagonya’da bir rota koşayım” diyebilirsiniz. Ya da hafta sonu Ankara’dan, New York maratonuna katılabilirsiniz. Anlayacağınız kapalı bir mekanda tüm dünyayı koşabilirsiniz. Bu çok heyecanlı bir fikirdi.


Sabah Tuna uyanınca sakin sakin fikrimi anlattım. Çok ilgisini çekti. Şanslıyım ki teknoloji konusunda birçok farklı fikri ürünleştirerek ete kemiğe bürümüş bir insanla evliyim. Önce ürünle ilgili iyi bir araştırma yapıldı. Sonra Tuna farklı ekipleri bir araya getirerek Runflux adındaki uygulamamızı geliştirdi.


Bugün Runflux olmadan koşu bandında koştuğumu hayal bile edemiyorum. Şu anda yurt dışından ve Türkiye’den kullanıcılarımız var. Ve aynı bağımlılığı onlarla yaptığımız konuşmalarda ve yazışmalarda da duyuyorum. Bir taraftan Türkiye içinde yeni rotalar oluşturulurken diğer tarafdan da yurt dışından farklı rotaların görüntüleri farklı koşucular, hatta koşu koçları tarafından çekilerek oluşturuluyor. Yani giderek gelişen bir outdoor koşu kütüphanesi oluşuyor. Bu çok güzel ve heyecanlı bir duygu. Hayalinizin yavaş yavaş gaz ve toz bulutundan oluştuğunu görmek gibi.


Diğer taraftan giderek kullanıcı saymızı artıyor ve bu gerçekten çok mutluluk verici. Bulunan çözümün başka insanların da ihtiyacını karşıladığını görmenin verdiği bir sevinç var. Ayrıca bu çözüm koşma alışkanlığının yayılmasını da sağlayabilir. Çünkü bir şekilde dışarıda koşamayan bir çok kişinin, "sıkıntı" problemini aşamamaktan kaynaklı koşma fikrinden uzak durduğuna inanıyorum. Belki de yakın bir zaman da tüm dünyayı koşturabiliriz :))) Bir düşünsenize, bu harika olmaz mıydı? Koşmanın hem bedenen hem de zihnen sonsuz faydası var.


Belki ileride Runflux tüm outdoor spor deneyimini kapalı mekanlarda da yaşamamızı sağlayan daha geniş kapsamlı bir platform haline gelir. Kim bilir? Böylece hem dışarıda hem de içeride istediğimiz sporları yapmanın keyfini yaşarız.


Teknoloji ve ürün olarak Runflux’a gelince, fikir ve hayal kısmı bendendi ve teknoloji ile ürünleştirme kısmı ise Tuna ve harika ekibinden geldi. İlerleyen günlerde fikrin nasıl bir süreçle ürüne dönüştüğünü Tuna’nın kaleminden okuyabilirsiniz. Yazısını en yakın zamanda sizlerle paylaşacağız.


Eğer koşu bandında koşuyorsanız ya da koşu sizin için bir tutkuysa Runflux uygulamasına

bakıp bizlerle görüşlerinizi, eleştirilerinizi ve önerilerinizi paylaşırsanız çok seviniriz. Sağlıklı ve bol sporlu bir ömür diliyorum…

302 views
Şeffaf_idea_coaching_logo.png

ideacoaching

İdea Koçluk Eğitim Danışmanlık AŞ

Maidan Ankara, Mustafa Kemal Mahallesi,

2118. Cadde, A Blok, No:37   
Çankaya / Ankara

0-(312)-286 56 46

  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon
  • Black Instagram Icon